NOT: Bu söylesi 26 mayıs 2014 tarıhınde http://blog.zumbara.com/ da yayımlanmıştır.
‘’Benim henüz yüz yüze tanışma imkanı bulamadığım fakat yaptıklarıyla bu çevrede tanınan konuşulan biri var. Kendisi turlar düzenliyor ama gittiği ülkelere boş gitmiyor. Bazen oradaki çocuklara oyuncaklar, kitaplar bazen de başka şeyler götürerek ve bu hususta insanları aktive ederek güzel işler yapıyor. Mesela buradaki bir çocuğun göz ameliyatı için kapak topluyor. Sadece kendi imkanlarıyla başladığı bu işlere insanlar sempatiyle yaklaşıyor ve destek oluyorlar. Acaba diyorum Nazlıhan’ı bizzat ziyaret edip uğraşları konusunda bir söyleşi yapıp yazıya döksek ve blogumuzda yayınlasak nasıl olur? Kendisi benim oturduğum köyden birkaç köy ileride oturuyor zaten. ‘’
Şeklinde bir maili blogumuzun çiçeği burnunda editörü Evren’e gönderdim.
‘’Olayın blog.zumbara’nın çizgisiyle örtüşen yönleri nedir? Neymiş ne değilmiş, yazsak ne olur, yazmasak ne olur, bla bla…‘’ şeklinde irdeleyen bir cevaba kendimi hazırlamıştım ki Evren’den cevap geldi.
‘’Emine bu fikri hemen hayata geçirmelisin!‘’
‘’Harika’’ dedim kendi kendime. ‘’Genç insanlarla bir şeyler yapmanın en güzel yanı, yeni fikirlere her zaman açık olmaları sanırım‘’
Nazlıhan’la bir mail trafiği yaşadıktan sonra bir hafta sonra kahve içmek ve sohbet etmek için birlikteydik. Enerjik bir insan olduğu tahmin edilebilir bir durumdu. Fakat ‘’enerji’’ kavramının vücut bulmuş haliyle karşılaşacağımı hiç tahmin etmiyordum.
‘’Ben Giresunluyum’’ dedi. ‘’Karadenizlilerin kafası biraz farklı işliyor sanırım. Bu hareketliliğim ve uç düşünmem oradan geliyor olabilir. Ama her insan biraz deli olmalı bence.‘’ diye anlattı kendini. Ben de o zaman baştan başlayalım dedim.
‘’Sen aslında bir gezi rehberisin öyle değil mi? Rehber olmak nereden geldi aklına?’’
‘’Aslında ben üniversitede 3 sene ekonomi okudum. (Gülüyor). 3 senenin sonunda rehberlik bölümüne geçiş yaptım. Ekonominin bana göre olmadığını anladım. Çünkü 13 yaşımdan beri elimde fotoğraf kamerası ,ben orada burada. Gezmeye olan tutkum da babamdan geldi aslında. Babam yeni yerler gezip görmeyi çok severdi ve bizi de götürürdü. Neredeyse her tatil ki biliyorsun Belçika’da yılda 4 kez sömestr olur, biz farklı yerlere giderdik. Daha sonra sadece üniversite bitirmekle olmaz dedim.Rehberlik üzerine bana bir şeyler katabilecek ne kadar eğitim varsa kendimi geliştirmek adına hepsini aldım. Evim sertifika doludur ama önemli olan sertifika değil, kişinin alıp uygulamaya döktüğü eğitimdir diye düşünüyorum. Ondan daha önemlisi ise bir işi en iyi şekilde yapabilmek o işi sevmenize bağlıdır. Ben gezmeyi ve ondan da daha çok insanları seviyorum. ‘’
‘’Peki, gezi rehberliği tamam. Fakat gittiğiniz bazı ülkelerdeki çocuklar için kırtasiye malzemeleri götürüyorsunuz. Öncelikle bu fikir kimden çıktı?’’
Fikir benim fikrimdi. Çünkü insanlar, özellikle de çocuklar için bir şeyler yapmak zorunda hissediyordum kendimi. Zorunda olmanın da ötesinde, istiyordum.Aklımda fikrimde bu vardı. İlk gezimiz de Bosna’yaydı. Bosna’daki yetimler geldi aklıma. Onlar için bir şeyler yapmalıydım. Ama küçük çaplı değil, daha çok çocuğa ulaşabilecek, onları sevindirecek bir şeyler.
Ve bir organizasyon düşündün.
Bir eğlence gecesi de düzenleyebilirdim elbet. Hatta katılım daha çok olabilirdi. Biliyorsun buralarda böyle şeyler daha çok rağbet görüyor. Fakat ben daha edukatif bir şeyler olsun istedim. Sakın yanlış anlaşılmasın eğlenceyle alakalı organizasyonla karşı filan değilim. Başka bir zaman onu da yapabilirim belki ama bu farklı olsun dedim.’’
“Tam olarak ne yapmak istedin?”
‘’Bir film gecesi ! ‘’Üç yol’’ filmi çok anlamlı olur diye düşündüm. Bir salon tutup tüm tanıdıklarımı davet eder, gelirini de Bosnalı çocuklar için kullanırım diye düşündüm. Filmin yönetmeni Faysal Soysal’a mail yoluyla projemi anlattım. Sağ olsun hemen cevap verdi.Bu kadar hızlı dönmesini beklemiyordum açıkçası. Bizim İnsanımız gerçekten bu konularda çok hassas. Fakat Faysal Bey, filmin henüz vizyonda olduğunu ve bana kısa bir süre içinde filmi gönderemeyeceğini söyledi. Fakat vizyondan çıkınca imzalı olarak göndereceğine söz verdi. Hiç alınmadım , saygı duydum. O’da haklıydı tabii ki. ‘’
“Ama yılmadın öyle değil mi?”
‘’Elbette hayır. Bosna’yla ilgili ne kadar video varsa araştırıp bulup izledim. Ne kadar yazı, haber vb. varsa hepsini okudum. Bu günlerce belki haftalarca sürdü. Sonunda bir dizi videoyu art arda ekledim. Bir de 40 kişiye ‘’Sizin için Bosna ne demek? ‘’ diye sorup bir cümlelik cevaplarından kısa bir video hazırladım. Zaten konuşma filan derken dolu dolu bir program oldu.
Hatta söylemeden geçemeyeceğim; Liege’den (Belçika’nın Fransızca konuşulan bir şehri) Boşnak birliği başkanı geldi. Program sonunda bana bir bayrak hediye etti ve dedi ki ‘’Türkçe bilmiyorum fakat burada anlatılmak isteneni anlamak için Türkçe bilmeye gerek yok.’’ diye başlayan çok duygulu bir konuşma yaptı.
İnsanlar programdan gözyaşları içinde ayrıldılar. Aslında bakıldığında savaş sadece dokunduğu yeri değil her yüreği yakıyor.’’
‘’Oradan gelen gelirle mi götürdün kırtasiye gereçlerini? ‘’
‘’Hayır. Oradan gelen gelirle 100 kilo gıda maddesi aldım ve buradaki bir derneğe götürüp Bosna’ya ulaşmasını sağladım. Defter, kalem, cetvel yani diğer kırtasiye ürünlerini Bosna’ya gideceğimizi duyurduğumuz insanlar getirdiler. Biz de götürüp ellerimizle teslim ettik. 160 kg kırtasiye ürünü ve okul için 2 adet yazıcı vardı.’’
‘’Bir de sanırım kahvaltı düzenlediniz Brüksel’de. ‘’
Evet çok zor şartlarda düzenledik. Öncelikle şunu belirtmeliyim; Ben bu tür şeyleri yapmaya başlayınca dernek kurmamız gerekti. Yani Belçika kanunlarına göre bu takım organizasyonlar için bir dernek ismi olmalı. Ben de bir kaç arkadaşımla konuşup onları da üye yaparak bir dernek kurdum.
‘’Zoraki üyeler?‘’
(Gülümsüyor) . Aslında çok da zoraki olmadı. Beklemediğim arkadaşlar kendini bu olaylardan geri çekti. Fakat çevremde birden istekli insanlar oluşuverdi. Yeni tanıştığım arkadaşlar daha ilgili ve hevesli olunca üye olmakla kalmayıp omuzlarımdaki yükü de kısmen hafiflettiler.
İşte o arkadaşlarla dernek olarak gelirini Suriye’ye bağışlamak üzere bir kahvaltı programı düzenledik. 100 kişi katıldı kahvaltıya. Daha çok bekliyorduk fakat buna da şükür dedik. Oradan gelen gelirle Suriyeli çocuklara 350 çift ayakkabı ve 1,7 ton makarna gönderdik. ‘’
‘’Harika! Bütün bunları tek başına yaptığına inanamıyorum’’
‘’İnsan isteyince yapıyor işte. Bazen ben de çok yıpranıyorum. Ama uğraştıklarımdan dolayı değil bazı insanların duyarsızlıklarından. Beni anlasalar keşke diyorum.’’
‘’Bazen anlaşılmadığını hissediyor insan değil mi?‘’
‘’Ben bu işe başlarken en yakınımdakiler bile bana ‘’Nazlıhan uğraşma böyle işlerle. Sen turlar düzenle, rehberlik yap, işini yap yeter’’ dediler. Ama nasıl yetsin. Ömrüm nereye kadar yeterse ve elim nereye kadar uzanırsa oraya kadar… Delilik var ya serde.’’ Birbirimize bakıp gülüyoruz. Sanırım o an gerçek anlamda ‘anlaştığımızı’ hissediyoruz.
‘’Peki. Ben bir de Türkiye’deki çocuklar için bir projen olduğunu duydum.’’
‘’Evet. Ama tam olarak şehri belli olmayan bir proje. O yüzden kesinleşmeden ne olduğunu söylemesek iyi olur. Sürpriz bir proje diyelim ona. Bunun için 20.000 tl yani 7000 euroya ihtiyaç var. ‘’
‘’Bu meblağı elde etmek için nasıl bir proje var aklında?‘’
‘’9. ayda bir çocuk festivali düşünüyorum. Çocukların eğlenebileceği büyük bir alanda eğlenceli atraksiyonlar, oyuncaklar palyaçolar olacak. Yani hem buradaki çocuklar mutlu olacak hem de Türkiye’dekiler. Ve tabii ki daha çok gelir için deli gibi sponsor aramaktayım. Ha bir de bu peluş anahtarlıklar var.’’
‘’Evet, onları facebook sayfanda görmüştüm. Tam olarak nedir?‘’
‘’Bunları 5 euroya satıyorum. Aslında yardım yapanlara hediye ediyorum da denilebilir. Turlar sırasında otobüslerde filan alıyorlar. Sonra damlaya damlaya göl olmasını bekliyorum.‘’
Bir tane de biz aldık. Küçük kızım Nil aralarından maymunlu olanı seçti. Hemen bana İstanbul’u hatırlattığı için artık anahtarlık olarak kullandığım akbilimin yanına taktım.
‘’Bu arada ben sana kapak getirdim. Facebook sayfamda bu kapaklarla bir çocuğun göz ameliyatı olacağını yazmışsın’’
‘’Çocuk Brüksel’de bir okuldan. Fakat bu kapak işini buradaki bir okul organize ediyor. Biz de destek oluyoruz. Sonuçta bu kapaklar çöp. Ve siz çöpe attığınız bir şeyle bir çocuğa gözlerini vereceksiniz. Belçika’nın öbür ucunda Lokeren’den Gent’ten bagajlar dolusu kapaklar geldi. Bu hususta duyarlı bir sürü insan var. Aslında bu duyarlılık bizim özümüzde var.’’
‘’Bir de senin ufaklık var değil mi? ‘’
“16 aylık bir oğlum var. Kesinlikle onu da bu çizgide yetiştirmek istiyorum. İnsanlar için insanlık için iyi şeyler yapan iyi bir insan olsun. Her şey bir tarafa ben boş durmayı sevmediğim gibi insanların da boş durmasından da hazzetmem. Mesela çevremde çeşitli yetenekleri olan arkadaşlarım var. Onlara bu yetenekleri doğrultusunda bir şeyler yapmaları konusunda elimden geldiği kadar destek olmaya çalışıyorum. Tabii onlar da aynı şekilde bana destek oluyorlar. Bazen ufak bir teşvik bile hem teşvik edenin hem de edilenin hayatında çok güzel şeyler meydana gelmesini sağlayabiliyor.”
Nazlıhan ile sohbete ederken vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Anlattıkları karşısında bazen duygulanıyor, bazen gülümsüyorduk. Fakat bu tatlı sohbeti sonlandırıp eve dönmek zorundaydım.
söylemek istersin’’ diye sorduğumda ‘blog.zumbara okurlarını sonsuz selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum’ dedi. Böylece iletmiş de olayım.
Dönerken, arabada eşime ‘’ Böyle insanları tanıdıkça daha çok şey yapmam gerektiğini düşünüyorum’’ dediğimi hatırlıyorum.
Eve gelir gelmezde Blogger arkadaşlarıma mail atıyorum. ‘’an itibariyle Nazlıhan ile görüşmüş ve eve dönmüş durumdayım. En kısa zamanda yazmayı planlıyorum: Fakat önce ben size bir teşekkür edeyim dedim. Sizlerle tanışmasam bu güzel insanlarla da tanışma imkanı bulamayacaktım. Yanı başımda olmalarına rağmen…. ‘’
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder